Ekonomik Hayatı Olumsuz Etkileyen Uygulamalar

kadın insan gözlük kahve çay içmek

Ekonomik Hayatı Olumsuz Etkileyen Uygulamalar

Ekonomik Hayatı Olumsuz Etkileyen Uygulamalar nelerdir?

Faiz
Rüşvet
Hileli Satışlar
Yapay Olarak Fiyat Yükseltme
Karaborsacılık

1. Faiz

Birisi, zor durumunuzdan faydalanarak size, daha fazlasını geri ödemeniz şartıyla borç verebileceğini söylese ne hissedersiniz?

Faiz sözlükte fazlalık, nema, artma, çoğalma gibi anlamlara gelir. Faiz kelimesinin Arapçadaki
karşılığı ribâdır. Terim olarak ise faiz, borç verilen bir parayı veya malı belli bir süre sonunda belirli bir
fazlalıkla geri almanın veya bu şekilde alınan fazlalığın adıdır. Bu türden şart ve uygulamaları içeren
işlemlere de “faizli işlemler” denir.

Faizin tanımları nelerdir?
• Hizmet ve emek karşılığı olmaksızın paranın kullanılmasına karşılık olarak elde edilen, dinen uygun görülmeyen kazanç.
• Borç alacak ilişkisinde borçlunun, süresi dolan borcunu ödeyememesi durumunda sürenin uzatılmasına karşılık ödemeyi garanti ettiği fazlalık, para.
• Bankaların tasarruf sahiplerinden vadesiz olarak veya belirli vadelerle topladığı paralar karşılığında
belirlenen süre sonunda ana paraya ek olarak ödemeyi garanti ettiği miktar.

Dinimizde faiz, haksız kazanç olması ve toplumsal ilişkileri olumsuz etkilemesi nedeniyle kesin
olarak yasaklanmıştır. Yüce Allah (c.c.) şu ayetle, faiz ile alışverişin farklı olduğunu vurgulayıp, faiz
alıp vermenin dünyadaki ve ahiretteki kötü sonuçlarına dikkat çekmiş, faizin yasaklandığını bildirmiştir. “Faiz yiyen kimseler (kabirlerinden) tıpkı şeytan çarpmış kimseler gibi çarpılmış olarak kalkarlar. Onların bu hali, ‘alışveriş de (ticaret) faiz gibidir’ demelerindendir. Oysa ki Allah ticareti helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse geçmişte olan kendisinindir ve işi Allah’a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar. Allah faizi mahveder, sadakaları çoğaltır. Allah hiçbir günahkâr kâfiri sevmez… Ey iman edenler, Allah’tan korkun, eğer gerçekten inanıyorsanız, faiz olarak artakalan (ana paranın üzerindeki) miktarı almayın. Şayet bunu yapmazsanız (faize devam ederseniz), Allah ve Resulü ile savaşa girdiğinizi bilin. Tövbe ederseniz ana sermayeniz sizindir. Ne haksızlık edersiniz ne de haksızlığa uğratılırsınız.” (Bakara suresi, 275-279. ayetler.) Sevgili Peygamberimiz de (s.a.v.), faiz yasağının kapsamını “Dikkat edin. Cahiliye döneminin faizlerinin hepsi de kaldırılmıştır. Ana paralarınız sizindir. Bu suretle ne haksızlığa uğratılmış ne de haksızlık yapmış olursunuz…” (Ebû Dâvûd, “Büyû’, 5.) buyurarak açıklamıştır.

Faiz yasağı, İslam ekonomisinin ana unsurlarından birisidir. İslam, servetin âtıl bırakılmasını ve üretim dışında tutulmasını uygun görmez. Bu yüzden “paradan para kazanmak” demek olan faizi de haram kabul etmiştir. İslam’da temel üretim faktörü emektir. Sermayenin risk ve zarara katlanmadan tek başına kazanç aracı yapılması doğru değildir. Çünkü bu, sermaye ve servetin giderek belli bir zümrenin elinde toplanmasına, sonucunda insanların sınıflaşmasına ve toplumun mağduriyetine sebep olacaktır. Oysa dinimiz, yardımlaşma ve sosyal dayanışma, zekât ve infak, emek ve sermayenin birlikte üretime yönelmesi, kâr ve zararın birlikte göğüslenmesi gibi ilkelerle, bu tür mağduriyetlerin ve toplumsal sıkıntıların önüne geçmeyi hedefler.

İslam, üretim ekonomisini teşvik eder. Paranın dolaşımda kalmasını engelleyen faiz ise ekonominin çökmesine neden olur.

Kur’an-ı Kerim’de “İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.” (Rûm suresi, 39. ayet.) buyrularak faizle zekât karşılaştırması yapılarak zekâtın değerli ve kalıcı, faizin ise değersiz ve bereketsiz olduğu bildirilmektedir. Öte yandan bilinmelidir ki zekât ve infak Allah (c.c.) katında ecir ve mükâfat ile; faiz ise ceza ve günah ile karşılık bulur.

İslam dininin koymuş olduğu emirler, yasaklar ve prensipler, her şeyden önce bizler için imtihan
vesilesidir. İslam’ın hükümlerine sadakatle bağlı kaldığımız, onları koruyup yaşattığımız ölçüde iyi bir
Müslüman olunabileceğini unutmamalıyız.

2. Rüşvet

Zaten yapması gereken bir işi, fazladan bir menfaat karşılığında yapan kişinin durumu sizce nedir?

Rüşvet, haksız bir menfaat sağlamak için verilen ücret veya bedel manasına gelir. Rüşvet karşılıklı çıkar teminine ve iltimasa dayandığı için kayırmak kelimesiyle de belirtilmiştir.

Rüşvet, haksız menfaat elde etmektir.

Kur’an-ı Kerim’de rüşvet “Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin; bildiğiniz halde günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onu (rüşvet olarak) hâkimlere vermeyin” (Bakara suresi 188. ayet.) buyrularak kesin bir biçimde yasaklanmıştır. Peygamberimiz de (s.a.v.) “Allah’ın laneti, rüşvet verenin ve rüşvet alanın üzerinedir. (İbn Mâce, Ahkâm, 2.)“ buyurarak rüşvetin ne kadar büyük bir günah olduğunu bizlere açıklamıştır. Yine Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından vergi memuru olarak Hayber’e gönderilen Abdullah b. Revâha’nın vergiyi az alması için kadınlarının ziynet eşyalarını rüşvet vermeyi teklif eden yahudilere, “Teklif ettiğinin şey rüşvettir, biz onu yemeyiz” (el-Muvata“Müsâlât, 2) diyerek reddetmesi bir Müslüman’ın rüşvet karşısında göstermesi gereken tavrı bizlere öğretmiştir.

RÜŞVETTİR.
Herhangi bir hakkı engellemek veya haksızlığı haklı göstermek amacıyla verilip alınan maddi değeri olan her şey…
Kamu görevlisinin yetkisini ya da nüfuzunu kötüye kullanarak sağladığı çıkar…
Mera, yayla, odun toplama alanları gibi kamunun kullanımına açık alanlarda bazı kişilerin yetkili olmadıkları halde buralardan istifade edenlerden istedikleri ücret…
Adaleti yerine getirmekle görevli hakimlerin haksızı haklı göstermeleri için kendilerine verilen bedeller…
Kamuda görev alabilmek için yetkili şahıslara temin edilen menfaat…
İşini daha hızlı gördürebilmek için yetkili şahıslara menfaat temin etmek…

Peygamberimiz (s.a.v.) zekât tahsiliyle görevlendirdiği İbnü’l-Lütbiyye’nin vazifesi sırasında kendisine
verilen hediyeleri sahiplenmesi üzerine hiddetlenmiş ve şöyle buyurmuştur: “Annesinin babasının
evinde oturmuş olsaydı kendisine böyle hediyeler verilir miydi? Muhammed’in canı elinde olan Allah’a
yemin ederim ki herhangi biriniz bu malda hainlik yaparak haksız bir şey alırsa kıyamet gününde o
malı böğüren bir deve veya bir sığır yahut meleyen bir koyun şeklinde boynunda taşıyarak getirecektir.” (Buhârî, Eymân, 3.)

Devlete ait bir iş için görevlendirilen birisi için nelerin rüşvet olup olmayacağını, düşününüz.

3. Hileli Satışlar

Bir alışveriş sırasında aldatıldığınızı fark etseniz neler hissedersiniz?

Hileli satış; bir kimsenin alışverişte kendi menfaati için karşı tarafı aldatmasıdır. Hileli satış ekonomik
hayatı olumsuz etkileyen kötü bir davranıştır. Bir ürünün ayıbını gizlemek ya da üründe olmayan
özellikleri varmış gibi göstermek hileli satış kapsamına girer. Hileli satış yapan aynı zamanda yalan
söyleyerek karşısındakini aldatmaktadır. Bu da toplumsal barışı, güveni ve huzuru bozar. İnsanların
mağdur olmasına sebep olur. Bir Müslüman ekonomik faaliyetlerinde hileye başvurmayı düşünmez.
Çünkü hileli satışta başkaları zarar görürken satıcı da haksız kazanç elde etmektedir. Bu tür bir davranış dinimizce yasaklanmıştır.

Dinimizin, ekonomik hayat için belirlediği ilkeler vardır. Bu ilkelerden birisi de hileli satış yoluyla
insanları aldatmamaktır. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah (c.c.) “Ey iman edenler! Karşılıklı rızâya
dayanan ticaret dışında, mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin ve kendinizi öldürmeyin.
Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.” (Nisâ suresi. 29. ayet.) buyurarak alışverişin zorbalık, aldatma ve hile yoluyla değil, ancak adalet, doğruluk ve karşılıklı rızaya dayalı olarak yapılması gerektiğini belirtmiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.) ‘’Alışveriş yapanlar, eğer dürüst davranırlar ve malın kusurunu açıkça
söylerlerse, alışverişleri bereketlenir. Fakat kusuru gizler ve yalan söylerlerse, yaptıkları alışverişin bereketi gider.” (Ebû Dâvûd, Büyû’, 51) buyurarak alışverişlerde uyulması gereken prensipleri ortaya koymuştur. Yine hileli satış yapan kimseleri Peygamberimiz (s.a.v.) “Kusurunu açıklamadığı bir malı satan kimse, daima Allah’ın gazabı altındadır ve melekler ona sürekli lanet ederler.” (İbn Mace, Ticaret, 45.) sözleriyle uyarmıştır. Satılan maldaki bir kusuru gizlemek, bu amaçla müşterinin dikkatini başka yönlere çekerek malı satıncaya kadar durumu idare etmek ilk etapta kazanç sağlayabilir. Ama meşru yolla elde edilmedikten sonra böyle bir kazancın diğer haksız kazançlardan farkı yoktur.

Alışveriş yaparken alıcı veya satıcının karşısındakini kendi isteği doğrultusunda ikna etmek için
yemin etmesi de onları hile ve yalana sevk edebilecek bir davranıştır. Bu nedenle alışveriş yaparken
gereksiz yere yemin etmekten sakınılmalıdır. Bu konuda sevgili Peygamberimizin (s.a.v.), “Malınızı sattığınızda yemin etmekten sakının. Çünkü yemin malınıza rağbetin artmasını sağlayabilir, ancak onun bereketini yok eder.” (İbn Mace, Ticaret, 30) şeklindeki uyarısı daima göz önünde bulundurulmalıdır.

Ayıplı bir ürünü sağlammış gibi satmak, arızalı bir arabanın arızasını gizleyerek satmak ve ihaleye fesat karıştırmak hileli satış kapsamındadır.

Hileli satışların bir diğer yansıması da ölçü ve tartıda hile yapmaktır. Yüce Allah (c.c.), ticaret ahlakının
toplum hayatında ne kadar önemli olduğunu göstermek için, Kur’an-ı Kerim’de Hz. Şuayb’ın
(a.s.) peygamber olarak gönderildiği Medyen kavminin başına gelenleri anlatmaktadır. Bu ayetlerde
Medyen halkının Yüce Yaratıcı tarafından helak edilmesine neden olan davranışların, Allah’a (c.c.)
ibadet etmemek, ölçü ve tartıda hile yapmak, haksız kazanç elde etmek ve yeryüzünde bozgunculuk
yaparak karışıklık çıkarmak olduğu anlatılmaktadır. (Hûd suresi, 84-85. ayetler.) Ticarette doğruluktan saparak bozgunculuk yapan toplumlarda karşılıklı güven zedelenir ve toplumun temelleri derinden sarsılır.

Günümüzde hileli satışlar farklı görünümlerde karşımıza çıkmaktadır. Bunların en başında ihaleye
fesat karıştırmak gelmektedir. İhale; bir işi ya da bir malı, birçok istekli arasından en uygun koşullarla
yapmayı ya da almayı kabul edene vermektir. Tarafgir davranarak ihaleye katılan kişi ya da
kurumlardan birini, içeriden sızdırılan bilgilerle avantajlı konuma getirmek doğru değildir. Çünkü bu
şekilde davranmak, bilgi sızdırılan kişi ya da kurumun aslında hak etmediği bir kazancı elde etmesini
sağlarken diğerlerine haksızlık yapmak anlamına gelir. Dolayısıyla her türlü satışta ve özellikle ihaleyle
yapılan satışlarda herkese eşit davranmak ve haksızlık doğuracak yollara başvurmamak esastır.

Ekonomik faaliyetlerde kurum içi mahrem bilgilerin başkalarına aktarılması da dinimizce uygun
görülmeyen davranışlardandır. Herhangi bir kişinin veya kurumun sırlarının sızdırılması, o kişi veya
kurumu zarara uğratır. Bu tür bilgilerle elde edilecek kazanç ve menfaatler haksız kazanç sayılır. Her
şeyden önce böylesi bir davranış, emin kimse anlamına gelen mü’mine yakışmaz. Çünkü böyle davranan birisi kendisine duyulan güveni boşa çıkarmış ve emanete ihanet etmiş olur.

Dinimizde her türlü muamelenin dayanması gereken temel ilke adalettir. Hileli satış yapmak,
mahrem bilgileri sızdırmak, taraflardan birini kayırmak adalet ilkesini zedeler. Bu sebeple bizler bütün
davranışlarımızda ve ekonomik faaliyetlerimizde de adalet ilkesini gözetmemiz gerekir. Çünkü adaletin
olmadığı yerde karşılıklı güvenden ve toplumsal barıştan söz etmek mümkün değildir.

4. Yapay Olarak Fiyatlarla Oynama

Bir malın fiyatının oluşmasında etkili olan unsurlar nelerdir?

Her ürün ve hizmetin piyasa şartlarında belirlenen bir değeri ve bu değere göre oluşan fiyatı
vardır. Bu anlamda fiyat bir ürüne atfedilen öneme, duyulan ihtiyaca ve ürünün piyasada bulunabilirliğine göre değişen bedeli ifade eder. Fiyatın, ürünün değerini tam olarak karşılaması adalet ilkesinin bir gereğidir. Fiyat-değer ilişkisini bozarak birtakım menfaatler elde etmek amacıyla o ürünün fiyatını haksız biçimde yükseltmeye “yapay olarak fiyat yükseltme” denir. Eğer bir ürüne çeşitli hilelerle değerinden fazla bir fiyat biçilmişse burada haksız bir kazanç vardır. Haksız kazanç ise Kur’an-ı Kerim’de “Birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin…” (Bakara suresi, 188. ayet.) buyrularak yasaklanmıştır.

Yapay olarak fiyat yükseltmek, gizli bilgileri dışarı sızdırarak menfaat elde etmek şeklinde olabilir.
Bir yerde yol, köprü, baraj yapılacağı söylentisi ile arsa değerlerinin yükselmesine sebep olmak ve bundan haksız kazanç elde etmek buna örnektir.

Fiyat-değer ilişkisini bozarak yapay fiyat yükseltme yollarından biri de manipülasyondur. Manipülasyon; “oyun; entrika; hile; dalavere; hokkabazlık; piyasada yalan yanlış haberlerle faaliyette bulunarak piyasayı kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirme” şeklinde tanımlanır. Piyasada yüksek kazanç elde etmek amacıyla menkul kıymetlerin piyasa fiyatlarının yapay olarak yükseltilmesi, düşürülmesi veya belirli seviyede tutulmasına yönelik faaliyetlerin tamamı manipülasyon kapsamında değerlendirilir. Manipülasyona başvurarak pek çok girişimcinin zarar etmesi pahasına yapay olarak fiyatları yükselterek ya da düşürerek kazanç elde etmek kanunen de suçtur. (SPK md. 107/1)

Fiyatları yapay olarak yükseltip menfaat elde etmek İslam’a göre haksız kazanç sayılır.

Yüce dinimiz bu gibi girişimlerin önünü “Kendin için istediğini başkası için de istemedikçe iyi
bir mümin olamazsın.” (İbn Hanbel, V, 248.) ilkesi ile başlangıçta kesmektedir. Bir insan kendisine yapıldığında hoşlanmayacağı bir şeyi başkasına yapıyorsa bu tutumunun hem dünyevi hem de uhrevi sonuçları olacağını bilmelidir. Bu ve benzeri durumlarda Müslüman’lar Allah’ın (c.c.) çizdiği yolda yürümeli ve asla haram yollara başvurmamalıdır.

5. Karaborsacılık

Piyasada az bulunan bir malı yüksek fiyatla satmak için stoklamak niçin haram kılınmış olabilir?

Karaborsa sözlükte, kıtlığa sebep olmak, tedavülden çekmek, istiflemek, tekeline almak anlamına gelir. Terim olarak insanların ihtiyacı olan ticaret mallarını toplayıp stoklayarak pahalanmasını beklemek ve bu gayeyle piyasaya sürülmesini geciktirmektir. Karaborsacılıkta amaç, piyasada meydana gelen darlık ve fiyat yükselmesi neticesinde stoklanan malı piyasaya sürmek ve yüksek kâr elde etmektir. Karaborsacılığa İslami literatürde ihtikâr denir.

İnsanların ihtiyacı olan ürünleri daha çok kazanma hırsıyla stoklamak karaborsacılıktır.

Dinimizde haksız kazanç yasaklanmış, ticaret yaparken başkalarını zor durumda bırakarak menfaat elde etmek doğru görülmemiştir. Karaborsacılık da bunlardan birisidir. Bir malı toplumun ihtiyacı olduğu halde depolamak, istif etmek, piyasadan çekmek İslam ahlakıyla bağdaşan bir davranış değildir. Çünkü piyasadan çekilen malın daha sonra piyasada oluşan kıtlık nedeniyle gerçek değerinden kat kat fazla bir fiyatla piyasaya sürülmesi bu ürüne ihtiyacı olanları zor durumda bırakacaktır.

Karaborsacılıkta, genelde insanların ihtiyaçlarını sömürerek az emekle kolay kazanç sağlama
arzusu vardır. Özellikle zorunlu tüketim maddelerine insanlar uzun bir müddet ulaşamadığında sosyal
bunalımlar ortaya çıkar. Örneğin temel gıda maddelerini, ilaçları, çocukların ihtiyaç duyduğu ürünleri
insanlar her zaman kolaylıkla satın alabilmelidir. Aksi bir duruma sebep olmak zulümdür.

Günümüzde birçok sektörde karaborsacılığa başvurulduğu görülmektedir. Bunlar gıda sektörünün
yanı sıra, sağlık, inşaat, ulaşım, haberleşme, bilişim ve enerji gibi sektörlerdir. Bu alanlardaki
karaborsacılığın geniş halk kitlelerine büyük zararlar verdiği bilinmektedir. Topluma zararı dokunan
her türlü fırsatçılık, gayri meşru kazanç ve karaborsa kapsamında değerlendirilir.

Bütün uyarı ve denetlemelere rağmen karaborsacılık yapmaya devam eden kimselerin cezalandırılması toplum düzeninin ve hukukun bir gereğidir. Zira herhangi bir yaptırım olmadan bu tür
gayrimeşru işlerin önüne geçmek mümkün değildir. Hırsına kapılarak sırf daha fazla kazanabilmek
için Allah’ın (c.c.) razı olmayacağı bir yol seçen karaborsacının, işlediği günah sebebiyle ahirette de
Allah’ın (c.c.) yüz çevirdiği bir insan durumuna düşmesi ne acı bir cezadır!

Karaborsacılık yaparak haksız kazanç elde eden kimseler, helal yoldan para kazanmak isteyen
ve ticaret yapan kimselere de zarar vermiş olur. Bu konuda Peygamberimiz (s.a.v.) “İnsanlara satmak
üzere mal getiren rızıklandırılır, malını stoklayıp karaborsaya düşüren ise lânetlenir.” (İbn Mâce, Ticâret, 6.) buyurarak karaborsacılık yapmayı yasaklamıştır. Karaborsacılık amacı gütmeden ticaret yapanı ise Allah’ın (c.c.) rızıklandıracağını bildirmiştir. Zira tüccar uzak yerlerden tehlikeleri göze alarak mal ve hizmeti tüketicinin ayağına getirirken, karaborsacı hiçbir riske girmeden, insanların ihtiyaçlarını sömürerek kazanç sağlamaktadır.

Ticaretle uğraşan birisinin kâr sağlamak için çalışması normal bir davranıştır. Ancak daha çok
kazanmayı tek hedef hâline getirmek ve kârına kâr katabilmek için haksız kazanç yollarına başvurmak
topluma zarar vereceği için ahlaki bir tavır olarak kabul edilemez. Bunun dışında karaborsadan para
kazanmayı amaçlayan insanlar, toplumda hile ve nefretin yaygınlaşmasına yol açarlar. Hâlbuki toplumun dirliği ve düzeni bireylerin karşılıklı ilişkilerindeki sıcaklığa ve dürüstlüğe bağlıdır. Toplumun en temel ihtiyaçlarını piyasaya sunarken sadece kendi çıkarı açısından en uygun zaman ve fiyatı kollayan, insanların ihtiyaçlarını istismar ederek daha fazla kazanmayı amaçlayan kimselerin topluma hiçbir faydasının olmayacağı açıktır. İnsanlar bu tür ahlak dışı davranışlara çok kazanma hırsıyla yönelir. Bu hırsı dizginlenmesinde, ticaret yaparken meşru çizgiler içinde kalmak ve İslam’ın haram saydığı davranışlara yönelmemek esastır.

“Kim bir yiyecek maddesini kırk gün saklarsa, o kişi Allah Teâlâ’dan uzaklaştığı gibi, Allah Teâlâ da ondan uzaklaşır. Bir bölgenin insanları, aralarında aç bir kimse varken sabahlarsa, Allah Teâlâ’nın himayesi onlardan uzak olur.” (İbn Hanbel, II, 32.)

Hadis-i şerifte dile getirilen “yiyecek maddelerinin saklanarak piyasaya sürülmemesi” toplumda ne tür olumsuzluklara sebep olur?

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.